Sevr Dağı, irili ufaklı pek çok mağarası olan, Mekke’nin güneyinden Harem-i Şerif’e yaklaşık 5 km uzaklıkta bulunan ve birçok tepeden oluşan bir dağdır. Dağın zirvesi; 458 m yüksekliğinde olup kişiye göre takriben 30 dakika ile 1 saat aralığında yaya olarak çıkılabilen bir yüksekliktedir. Arapça adıyla; “الغَارُ ثَوْر / el-Ğâru Sevr” olarak anılmaktadır.

Sevr Dağı’nın İslam tarihi açısından en belirgin özelliği; Rasûlullah Efendimizin [sallallahu aleyhi vesellem] Mekke’den Medine’ye hicreti esnasında Hz. Ebû Bekr [radiyallahu anh] ile müşriklerden gizlendikleri ve 3 gün süre ile saklandıkları Sevr Mağarası’na ev sahipliği yapmasıdır.

Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] Hicreti

Rasûlullah Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] Mekke’den, kavminin arasından çıkıp Medine’ye hicret etmesine, Yüce Allah tarafından izin verildi.

Hz. Cebrail [aleyhimasselam] gelip:

“Sen, geceleri üzerinde yatageldiğin döşeğinde bu gece yatma!” dedi.  Bunun ile hicret emri verilmiş oldu. Efendimize [sallallahu aleyhi vesellem] Allahu Teâlâ tarafından hicret emri verildiği zaman şu ayet indirildi:

وَقُلْ رَبِّ اَدْخِلْنٖى مُدْخَلَ صِدْقٍ وَاَخْرِجْنٖى مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَلْ لٖى مِنْ لَدُنْكَ سُلْطَانًا نَصٖيرًا

“De ki: “Rabbim! (Gireceğim yere) doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla.  (Çıkacağım yerden de) beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.” [İsra, 80]

Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] Mekke’den çıkarken, Hz. Ebu Bekr [radiyallahu anh]:“İnna lillahi ve inna ileyhi raciun! Onlar Rasûlullah’ı çıkardılar! Hiç şüphesiz, kendileri de helak olacaklar” dedi.

Rasûlullah’ın [sallallahu aleyhi vesellem] hicret etmesine izin verildiği gün, hiç adeti olmayan öğlen sıcağında Hz. Ebu Bekr’in evine çıkageldi. Bu sırada sedirde oturan Hz. Ebu Bekr [radiyallahu anh] sedirinden kalktı, Rasûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] oraya oturdu ve:

“Benim buradan çıkıp Medine’ye gitmeme Yüce Allah tarafından izin verildi” buyurdu. Hz. Ebu Bekr [radiyallahu anh]:

‘Ya Rasûlullah! Benim için, seninle yoldaşlık, arkadaşlık etmek de var mı?’ diye sordu. Rasûlullah [sallallahu aleyhi vesellem]:

‘Evet!’ buyurdu.

Bunun üzerine Hz. Ebu Bekr [radiyallahu anh] sevincinden ağladı:

‘Ey Allah’ın Peygamberi! Ben şu iki deveyi bunun için hazırlamıştım. Anam-babam sana feda olsun ya Rasûlallah! Şu iki deveden birisini al!’ dedi. Rasûlullah [sallallahu aleyhi vesellem]:

‘Onu ancak bedelini ödemek üzere alırım’ buyurdu.

Müşrik olmasına rağmen güvenilirliği ile bilinen Abdullah B. Uraykıt’ı da yol kılavuzu olarak ücretle tuttular. Yolda Hz. Ebu Bekr Sıddîk [radiyallahu anh] Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] kâh önünde, kâh arkasında yürüyordu. Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] onu sürekli olarak bu halde görünce:

“Ey Ebu Bekr! Seni neden kâh önümde, kâh arkamda görüyorum” diye sordu. Hz. Ebu Bekr [radiyallahu anh]:

“Ya Rasûlullah! Senin müşriklerce arandığını hatırladıkça arkanda, gözetlendiğini hatırladıkça da önünde yürüyorum!” dedi. Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem]: “Başıma gelecek bir musibetin benim yerime senin başına gelmiş olmasını ister misin?” diye sordu. Hz. Ebu Bekr [radiyallahu anh]:

“Evet! Seni hak dinle peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki; gelecek bir musibetin senin yerine benim başıma gelmesini isterim” dedi.

Allah Rasûlü [sallallahu aleyhi vesellem] ve yol arkadaşı Hz. Ebu Bekr [radiyallahu anh] Mekke’nin farklı yollarından nihâyet Sevr Mağarası yanına gediler.

Bu sırada Hz. Ebu Bekr-i Sıddîk [radiyallahu anh]:

“Yâ Resûlallah! İzninizle ben mağarayı temizleyinceye kadar, siz burada bekleyiniz!” dedi. Sonra mağaraya girdi ve içini temizleyip haşerât deliklerini kapattı. Ardından, “Temizledim gelebilirsiniz ey Allah’ın Resûlü!” dedi.

Hz. Ebu Bekr [radiyallahu anh]; mağarada, Efendimiz’e [sallallahu aleyhi vesellem] zarar vermesi muhtemel yılan ve haşerattan temizlemek maksadı ile her tarafı yoklamış, mağaranın içinde erkek ve dişi yılanlara ait delikleri elbisesi ile kapatmıştı. Ancak bir deliği tıkayacak bir şey bulamadığı için delik açık kalmıştı.

Sevr Mağarası’nda Gerçekleşen Mucizeler

Rasûlullah Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] ile Hz. Ebu Bekr Siddîk [radiyallahu anh] mağaraya girdikten hemen sonra yüce Allah’ın emriyle, mağaranın önünde, O’nları örtüp göstermeyecek biçimde bir ağaç yetişti. O’nları gizlemek üzere de mağaranın kapısına hemen bir örümcek gelip mağaranın girişine üst üste ağını gerdi.

İki dağ güvercini de gelip mağaranın ağzında, örümcekle ağaç arasında yuvalandı.

Yılanın Hz. Ebu Bekr’in Ayağını Sokması

Rasûlullah Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem], Hz. Ebu Bekr [radiyallahu anh] ile beraber mağaraya girdiler. Hz. Ebu Bekr [radiyallahu anh] mağaranın ağzında oturdu. Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] de yorgun olduğu için uzanıp mübarek başını Hz. Ebu Bekr’in [radiyallahu anh] dizine koydu ve uyudu.

Hz. Ebu Bekr [radiyallahu anh] kapatamadığı açık delikten yılan çıkıp Efendimiz’e [sallallahu aleyhi vesellem] zarar verir endişesi ile o deliği ayak topuğu ile kapadı. Endişesinde haklı olan Hz. Ebu Bekr Sıddîk’ın topuğunu dayadığı delikte bir yılan vardı. Bu yılan Hz. Sıddîk-ı Ekberi [radiyallahu anh] topuğundan soktu.

Hz. Ebu Bekr [radiyallahu anh], Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] rahatsız olmasınlar diye yerinden kımıldamıyor, sükûnetini korumaya çalışıyordu. Zehir tesirini gösterip yayıldıkça acısını boğazında düğümlese de acısı gözyaşlarından damlayıvermişti. Nihayet gözyaşı Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] mübarek cemaline damladı.

Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem]:

–Ne oldu ey Eba Bekr?” diye sordu. Hz. Ebûbekir:

–Bir şey yok yâ Resûlallah!” demesi üzerine Efendimiz’in ısrârı ile olup biteni anlatmak zorunda kaldı.

Bunun üzerine Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem], derhal ayağını çekmesini söyledi ve mübarek parmağı ile tükürüğünü alıp yılanın ısırdığı yere sürdü. Allah’ın izni ile zehir, hemen tesirini kaybetti ve ayağı iyileşti. Daha sonra yılan bulunduğu delikten çıktı. Hz. Rasûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] yılana:

–  Ey yılan! Bu işi niçin yaptın. O’nun sadık yoldaşım Ebu Bekr olduğunu bilmiyor muydun da ayağını soktun.” dedi. Yılan:

“Ey Allah’ın Rasûlü! Uzun zamandır senin buraya geleceğin Allah tarafından bana ilham olundu. Seni görür müyüm görmez miyim endişesi ile bugüne geldim. Ancak bugün de sadık yoldaşın ökçesi ile çıkacağım deliği tıkamıştı. Seni göremem endişesi ile Ebu Bekr sıddîk’ın ayağaını sokmak zorunda kaldım.” dedi.

Bu izahı ne zor bir hikmettir ki, en güvenilir insanı; örümcek, güvercin, yılan, diğer hayvanlar ve taşlar, ağaçlar dahi “Allah’ın Rasulü’dür” diye şahidlik ediyorlarken, müşrikler inkâr ediyorlardı.

Müşriklerin Aramaya Koyulmaları

Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] ile Hz. Ebu Bekr’in [radiyallahu anh] Sevr Mağarası’nda gizlenmeye gittikleri sırada, aralarında Ebu Cehil’in de bulunduğu bir topluluk, Efendimiz’i [sallallahu aleyhi vesellem] evinde bulamayınca, hemen Hz. Ebu Bekr’in [radiyallahu anh] evine gidip kapısına dikildiler. Hz. Esma binti Ebi Bekr [radiyallahu anhuma] dışarı çıktı. Ona:

“Ey Ebu Bekr’in kızı! Baban nerede?” diye sordular. Hz. Esma Hatun [radiyallahu anh]:

“Vallahi, babamın nerede olduğunu bilmiyorum!” deyince, Ebu Cehil elini kaldırıp onun yanaklarına şiddetli bir şamar attı. Hz. Esma Hatun’un [radiyallahu anh] küpesi kulağından yere fırladı!

Kureyş müşrikleri Efendimizi [sallallahu aleyhi vesellem] çok sıkı bir arayışla her tarafta; Mekke’nin yukarısında, aşağısında aramaya koyuldular. Mekke’nin bütün dağlarını dolaşarak aradılar. Tüm insanlara Efendimizi [sallallahu aleyhi vesellem] yakalayana büyük ücret verileceği haberini saldılar.

Efendimizin [sallallahu aleyhi vesellem] izini takip edip kendisini buldurmak için, Kürz B. Alkame ile Süraka B. Malik B. Cu’şum olmak üzere iki izci görevlendirdiler.

Süraka B. Malik, Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] 100 metre kadar yakınında bulunduğu sırada, müşriklere:

“İşte, şu taşta bir iz var, ama onun, bundan sonra ayağını nereye bastığını bilmiyorum! Vallahi, aradığınız, şu mağaradan ileriye gitmemiştir!” dedi. Müşriklerden bazıları Sürakaya:

“Sen, bu geceye kadar, hiç yanılmamıştın!” dediler.

Her kabilenin ileri gelenleri ve silahlarını kuşanmış gençleri mağaraya yaklaştılar. Sabah olunca aralarından biri:

“Şu mağaraya gidip bir bakın!” dedi.

Orada toplanmış bulunanlar, mağaraya 25 metre kalıncaya kadar yanaştılar. Süreka, mağaranın içine bakmak için ilerledi. Mağaranın ağzında iki dağ güvercininin yuvalandığını görür görmez geri döndü.

Kendisine, “Sana ne oldu? Niçin mağaranın içine bakmadın?” diye sordular. Süraka da:

“Mağaranın ağzında iki dağ güvercininin yuvalandığını görünce içeride kimsenin bulunmayacağını anladım!” dedi. Süraka’nın bu konuşmasını, Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] de işitti.

Kürz B. Alkame de, Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] izini mağaraya kadar sürüp götürmüş; “İşte, iz şurada kesildi!” demiştir.

Sevr Dağı’nın üzerine çıkıp da, mağaranın kapısının üzerinde gerili örümcek ağını gördükleri zaman, müşriklerin işleri karıştı. “Eğer o oraya girmiş olsaydı, kapının üzerinde örümcek ağı bulunmazdı!” dediler. Bazıları:

“Yine de mağaraya girip bakalım!” dedikleri zaman, Ümeyye B. Halef:

“Sizin hiç aklınız yok mu? Mağarada ne işiniz var? Üzerinde üst üste, kat kat örümcek ağı bulunan şu mağaraya mı gireceksiniz? Vallahi, benim kanaatime göre, şu örümcek ağı Muhammed doğmadan öncesine aittir!” dedi ve oraya da bevletti.

Müşrikler, mağaranın sağını solunu dolaşıyor ve:

“Eğer mağaraya girmiş olsalardı, güvercinlerin yumurtası kırılır, örümcek ağı da bozulurdu!” diyorlardı. Ebu Cehil ise: “Vallahi, ben öyle sanıyorum ki, o yakınımızdadır! Fakat sihri ile gözlerimizi bağladı, göremez olduk!” dedi.

Allah Bizimle Beraberdir

Müşriklerin mağara önünde bekleştikleri sırada Hz. Ebu Bekr [radiyallahu anh], mağarada gözcülük yapıyordu. Hz. Ebu Bekr [radiyallahu anh] başuçlarında müşriklerin ayaklarını görünce:

“Ya Rasûlallah! Onlar başlarını eğip baksa bizi görürler!” dedi. Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem]:

لَا تَحْزَنْ اِنَّ اللّٰهَ مَعَنَا

“Üzülme! Şüphesiz, Allah bizimledir!” buyurdu. Sonra da:  “Ey Ebu Bekr! Üçüncüsü Allah olan iki kişiyi sen ne sanıyorsun?” dedi.

Allahu Teâlâ, bu hususu Kur’anda şöyle anlatır:

اِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّٰهُ اِذْ اَخْرَجَهُ الَّذٖينَ كَفَرُوا ثَانِىَ اثْنَيْنِ اِذْ هُمَا فِى الْغَارِ اِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهٖ لَا تَحْزَنْ اِنَّ اللّٰهَ مَعَنَا فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَكٖينَتَهُ عَلَيْهِ وَاَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذٖينَ كَفَرُوا السُّفْلٰى وَكَلِمَةُ اللّٰهِ هِىَ الْعُلْيَا وَاللّٰهُ عَزٖيزٌ حَكٖيمٌ

“Eğer siz ona (Rasûlullah’a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona Allah yardım etmiştir: Hani, kâfirler onu, iki kişiden biri olarak (Ebu Bekr ile birlikte Mekke’den) çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı; o, arkadaşına. Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir, diyordu. Bunun üzerine Allah ona (sükûnet sağlayan) emniyetini indirdi, onu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve kâfir olanların sözünü alçalttı. Allah’ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir.” [Tövbe 40]

Müşrikler, Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] ile Hz. Ebu Bekr’i [radiyallahu anh] bulamayınca umutları kesilmiş olarak geri döndüler. Efendimizi [sallallahu aleyhi vesellem] ve Hz. Ebu Bekr’i [radiyallahu anh] bulup kendilerine geri getirene veya öldürene yüz deve verileceğini ilan ettiler.

Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem], perşembe günü geceleyin, Hz. Ebu Bekr’i [radiyallahu anh] yanına alarak Sevr Mağarası’na girmişti. Cuma, cumartesi ve pazar günlerini orada geçirdiler.

Hz. Ebu Bekr’in oğlu Hz. Abdullah

Hz. Ebu Bekr’in oğlu Hz. Abdullah [radiyallahu anhuma], çok akıllı ve becerikli bir gençti. Babasının emri üzerine, her gece Sevr Mağarası’nda Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] ile Hz. Ebu Bekr’in [radiyallahu anh] yanında geceler, seher vakti yanlarından ayrılırdı.

Gündüzleri de, Kureyş müşriklerinin arasında onlarla birlikte bulunur, onların konuşmalarını, danışmalarını, Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] ile Hz. Ebu Bekr [radiyallahu anh] hakkında söylenen şeyleri dinler, müşriklerin hile ve tuzaklarından, duyduklarını da ezberler, akşamleyin gelip Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] ile Hz. Ebu Bekr’e [radiyallahu anh] haber verirdi.

Amir B. Fuhayra’nin Çabası

Amir B. Fuhayra [radiyallahu anh] de; Hz. Ebu Bekr’e [radiyallahu anh] ait hayvanlarını Mekkelilerin çobanlarıyla birlikte yayardı. Sabahleyin onlarla çıkar, akşam dönüşünde ise, sürünün yürüyüşünü ağırlaştırıp çobanlardan geride kalır, gece karanlığı basınca, sürüsü ile birlikte Sevr Mağarası’na döner, her sabah O’nlara süt sağıp getirirdi.

Sabahleyin erkenden Mekke’ye dönen Hz. Abdullah’ın [radiyallahu anh] ayak izlerini de, arkasından götürdüğü sürünün izleriyle siler, belirsizleştirirdi. Mekke çobanlarıyla sabahladığı için de çobanlar işin farkına varmazlardı.

Sevr’den Ayrılış

Rasûlullah Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] ve Sadık yoldaşı Hz. Ebu Bekr [radiyallahu anh] Sevr Mağarasında üç gün üç gece kaldılar.

Halk iyice sakinleşti. Sevr Mağarası’na girişlerinden, üç gece sonra, ücretle tutulmuş olan Abdullah B. Uraykıt beraberinde seher vaktinde Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] Kasva’ya bindi. Hz. Ebu Bekr [radiyallahu anh] de diğer deveye binip azadlısı Amir B. Fuhayra’yı yolda kendilerine hizmet etmesi için terkisine alıp yola koyuldular.

Kılavuz olan Abdullah B. Uraykıt önlerine düştü. Sahil yolundan Medine’ye gitmek üzere, Sevr’den ayrıldılar.

Kaynakça

Hadimu’l-Haremeyn, Hac ve Umre El Rehberi, Semerşah Grup, 2019

İslam Tarihi, M. Asım Köksal