|
HAC VE UMRENİN FAZİLETLERİ
Önce edep ve hürmet
Harem-i şerif sakinlerine hürmet
Gittiğimiz beldeler başka beldelere benzemez. Buralar Rabbimizin “emin, güvenilir, hürmetli…” dediği, övdüğü müstesna yerlerdir. “Evim” dediği kabe oradadır (Mekkede), “Habibim” dediği Efendimiz oradadır (Medinede).
Mekke-i Mükerreme’de olsun Medine-i Münevvere’de olsun orada yaşayanlara karşı saygılı davranmak ziyaret edeplerindendir. Çünkü onlar, Kâbe-i Muazzama’nın, ve Ravza-i Mutahhara’nın komşularıdır. Alışveriş yaparken bile yumuşak konuşmaya özen göstermek gerekir; tartışmaktan ve kırıcı sözler kullanmaktan kesinlikle sakınılmalıdır. Bu konuda çok hassas davranan irfan ehli büyüklerimizi örnek almak icap eder.
Büyüklerimizden Abdülhakim el-Hüseyni (k.s), Ravza-i Mutahhara’yı ziyareti esnasında bahçede bir çocukla karşılaşır. Çocuk Medinelidir ve oyuncak kamyonuyla portakal kabuklarını taşımaktadır. Çocuk bu rahmetli büyüğümüzden kendisiyle oynamasını istemiş, o da hemen çömelmiş ve uzun zaman medineli çocukla oynamış. Resul-i Ekrem Efendimizin (s.a.v) hatırına Medineli olduğu için çocuğu kırmamış ve çocuk vazgeçinceye kadar onunla meşgul olmuş.
Harem-i şerif ziyaretçilerine hürmet:
Harem-i Şerif’e gelen ziyaretçiler, Allah’ın misafirleridir. Onlara hürmet etmek, Yüce Mevlâ’ya hürmetin bir gereğidir. Yeryüzünün neresinde olursa olsun bir Müslüman, Allah’ın kullarına her zaman güzel davranmalıdır. Harem-i Şerif’te ise daha hassas ve dikkatli olmak gerekir. Çünkü Beytullah, Allah’ın evi, ziyaretçileri de Allah’ın misafirleridir. Harem-i Şerif’e girenlerin emniyet ve güven içine girdiklerini bizzat Yüce Mevlâ bildiriyor. O halde Yüce Mevlâ’nın emniyet ve güven ihsan ettiği insanlara karşı çok daha hassas davranmak, onların kalplerini hoş etmek için gayret göstermek icap eder. Kalp kırıcı söz ve davranışlardan kesinlikle uzak durulmalıdır.
Yüce Mevlâ, hac ve umre ibadeti esnasında cidali yasaklamıştır. Türkçe olarak cedelleşme, tartışıp bozuşma olarak ifade edilen cidal, hem sözlü tartışmayı, hem de fiilî cedelleşmeyi hatta kalpteki bozuşmayı da içine alır. Bunların hepsi yasaklanmıştır. Bu durumda Müslüman, bir taraftan dilini korurken diğer taraftan elini ve gönlünü de kollamalıdır. Allah’ın misafirlerine samimi duygular beslemeli, güzel ve alçak gönüllülükle hitap etmeli ve hareketleriyle onları incitmemelidir.
Şuayb b. Harb diyor ki:
“Bir kere Kabe’yi tavaf ederken aniden biri beni dirseği ile dürttü. O tarafa baktım, gördüm ki Fudayl b. İyaz’mış. Bana dedi ki:
“Ey Şuayb! Eğer şu hac mevsiminde senden ve benden daha kötü kimse olduğunu düşünüyorsan, bil ki yanılıyorsun.”
Gavsı Sani k.s bir gün şöyle sohbet etti:
Mevlana Halid (k.s) hacca giderken, Medine-i Münevvere’de biri önüne geçti ve:
“Ya Halid, burada kimsenin haccına (işine) karışma. Sen haccına bak” deyip kayboldu.
Mevlana Halid, Mekke’ye vardığında, Kabe’de Delail Hayrat okurken sırtını Kabe’ye çevirmiş birini gördü. İçinden: “Cahil insan, niçin böyle yapıyor? İnsanlar Kabe’ye günahlarının affı için gelip ağlayarak yalvarırken o sırtını çevirmiş duruyor” diyerek içinden geçirdi. Bunun üzerine derviş onun düşüncesine vakıf olup şöyle dedi:
“İnsanlar yüzünü Kabe’ye dönmüşler, ama sırtlarını Allah’a (c.c) çevirmişler. Bense sırtımı Kabe’ye verdim ama yüzümü Allah’a çevirdim. Önemli olan kalptir. Benim kalbimse Allah’a (c.c) bağlıdır” dedi.
Gavsı Sani k.s şöyle demiştir:
“Kabeyi tavaf ederken dikkatli olun, birçok peygamberin medfun olduğu bir yerde bulunuyorsunuz. İsmail (a.s) da oradadır.”
Harem-i şerif’in hayvanlarına ve bitkilerine zarar verilmemelidir:
Harem topraklarında bulunan bitkiler ve hayvanlara da özenle davranmalıdır. Resul-i Ekrem s.a.v. şöyle buyurmuşlardır:
“Hiç şüphe yok ki, Allah yeri ve göğü yarattığı zaman bu şehri kıyamet gününe kadar muhterem kılmıştır. O, kıyamet gününe kadar Allah'ın muhterem kılmasıyla haram bir beldedir, onun dikeni koparılmaz, avı ürkütülmez, yitiğini ilan edecek kimseden başkası alamaz. Bitkisi de koparılmaz"
Abbas, Ya Resulallah izhir otu müstesna olsun. Çünkü o, zaruri bir ihtiyaçtır. Resulullah, "İzhir müstesnadır." buyurdu. (Müslim, Hac 766)
Menkıbe: “Bir Kediye Bile “Pist” Diyemezsin”
Bir alim Gavs-ı Sani hazretlerine gelerek:
“Efendim, müsaade ederseniz Medine’ye taşınmak istiyorum. Peygamberimize (s.a.v) duyduğum iştiyak her geçen gün artmakta. Oralarda yaşamak, Ravzasına yüz sürmek en büyük muradım. Müsadeniz olursa ömrümün geri kalan kısmını Peygamberimizin (s.a.v) komşusu olarak geçirmek istiyorum.” Gavs-ı Sani hazretleri:
“Orada bir kediye bile “Pist” diyemezsin. Gözün alıyor mu?” diye sorunca o alim:
“Efendim, kendi çocuklarıma da mı kızamam?” dedi. Gavs-ı Sani hazretleri:
“Evet bir kediye bile “Pist” diyemezsin” dedi.
Hac farzdır
İslâm'ın beş temel esasından biri olan hac, gücü yeten herkese farz kılınmıştır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Ona varmaya gücü yeten kimsenin Kâbe'yi tavaf etmesi Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır." (al-i imram 97)
Ebu Hureyre (r.a) bildirdiğine göre Hz. Rasulullah (s.a.v), Müslümanlara hitaben yaptığı konuşmasında şöyle buyurmuştur:
“Ey İnsanlar, Allah size haccı farz kılmıştır, haccediniz” (Müslim)
“İslam beş temel esas üzere kurulmuştur. Allahtan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şahitlik etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekatı vermek, hac yapmak ve ramazan orucu tutmaktır.” (Buhari, Müslim)
Hac ve umre cihada denk:
Hz. Aişe (r.a) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü, dedim, seninle cihad etmek üzere biz de sefere çıkmayalım mı? Zira ben Kur'ân'da cihattan daha faziletli bir amel göremiyorum?" Efendimiz (s.a.v) şu cevabı verdi:
"Hayır, Ancak, cihâdın en faziletli ve en güzeli hacc-ı mebrürdur." Hz. Aişe der ki: "Bunu işittikten sonra haccı hiç bırakmadım." (Buhârî, Nesai)
İbn Mace’de ise şöyle geçer: Hz. Aişe der ki:
"Ey Allah'ın Resûlü, kadınlara da cihad var mı?"
"Evet, içinde savaş olmayan bir cihâd var: "Hacc ve umre" (İbn Mace)
Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: "Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki:
"Küçüğün, büyüğün, zayıfın, kadının cihadı hacc ve umredir." (Nesâî, İbnu Mâce).
Vurgulanacak noktalar:
Hac ve umre cihatla kıyaslanarak bu ibadetlerin zorluğu ve mücadele gerektiği anlaşılır.
Birine “Savaşa gideceksin” dense nasıl hazırlık yapar, muhtemel zorluklara zihnen ve bedenen hazır olur, aynı şekilde hac ve umreye giden de böyle hazırlıklı olmalı
Hac ve umre cihadın en faziletlisi olarak tarif edilmiştir.
Hadiste haccın cihad olarak tavsifi, haccda karşılaşılan meşakkatler sebebiyle bir nevi nefis mücadelesi yapılmasındandır.
Rasulullah (a.s) Efendimiz, uhud harbi dönüşünde, etrafındakilere:
”Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz.” buyurdu. Ashab: “Ey Allah’ın Resûlü, büyük cihad nedir?” diye sorunca, şu cevabı verdiler:
“En büyük cihad, (Allah’ın emirlerini yerine getirmesi için) nefisle yapılan mücahededir.” (Beyhaki) buyurdu.
Telbiyeye her şey iştirak eder:
Sehl İbnu Sa'd (r.a) anlatıyor: "Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki:
"Telbiyede bulunan hiç bir Müslüman yoktur ki, onun sağında ve solunda bulunan taş, ağaç, sert toprak onunla birlikte telbiyede bulunmasın, bu iştirak (sağ ve solunu göstererek) şu ve şu istikâmette arzın son hududuna kadar devam eder." (Tirmizî)
Vurgulanacak noktalar:
Lebbeyk demek, “Buyur ey Rabbim huzuruna geldim, emrine geldim, bedenimle, ruhumla, içimle, dışımla, zahirimle, batınımla, malımla, mülkümle her şeyimle senin emrine geldim ve sana telsi oldum…” demektir.
Bu hadisle haccın haşmetinin, mânevî değerinin müstesna bir azamet taşıdığını anlamaktayız.
Hac ve umre günahları temizler
İbnu Abbâs (r.a) anlatıyor: "Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki:
"Hacla umrenin arasını birleştirin. Zîra bunlar günahı, tıpkı körüğün demirdeki pislikleri temizlemesi gibi temizler." (Nesâî, İbnu Mâce)
“Hac ile umrenin arasını birleştirin. Çünkü onlar, fakirliği ve günahları giderirler; tıpkı körüğün demir, altın ve gümüşten pası giderdiği gibi… Mebrur bir haccın sevabı kesinlikle cennettir.” (Tirmizî)
Vurgulanacak noktalar:
Körüğün demirdeki pisliği temizlediği hacc ve umre kişiyi temizlediği ifade ediliyor. Buradaki teşbih dikkat çekicidir. Körük demirdeki pisliği basit bir üfürme ile değil, ciddi bir yakma ile temizlemektedir. Hacc ve umre ibâdetinde, gerçekten nefsi alev alev yakan, temizleyen çeşitli ateşler, sıkıntılar var: Maldan harcamalar, açlık, susuzluk, yorgunluk, uykusuzluk…
Bunlara sırf Allah rızası için sabırla katlanmış olanlar tertemiz olacaktır.
Hac ve umre günahları örter, kişiyi cennete koyar
Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurur:
"Bir umre, diğer umreye arada işlenenler için kefarettir. Hacc-ı Mebrûr'un (kabul edilmiş haccın) karşılığı cennetten başka bir şey olamaz!" (Buharî, Müslim)
Vurgulanacak noktalar:
Bu ibadetleri ve ayrıcalıkları başka beldelerde bulmak mümkün değildir. Umre ve hac burada yapılır. Başka memleketlerde ne yapılırsa yapılsın umreci ve hacı olunmaz.
Bolca umre yaparak aradaki günahları eritmeli.
Dikkat etmeli ki hadiste haccın karşılığı cennettir denmiyor, mebrur haccın karşılığı cennettir deniyor. Haccımızın mebrur olması için çok gayret gösterelim.
Anasından doğduğu günkü gibi
İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki:
"Beyt'i (Kâbe-i Muazzama'yı) kim elli defa tavaf ederse, günahlarından çıkar ve tıpkı annesinden doğduğu gündeki gibi olur." (Tirmizî)
Vurgulanacak noktalar:
Buradaki tavaftan maksad, şavtlar (turlar) olmayıp, elli tam tavaftır.
Taberânî'nin Mu'cemu'l-Evsat'ında gelen bir açıklamaya göre demiştir ki: "Elli tavaftan maksad, bunun bir anda peş peşe yapılması demek değildir. Burada istenen, kişinin defter-i hanesinde, elli tavafın bulunmasıdır. Bunu bir ömür içinde de tamamlamış olsa fark etmez”
Buralarda ibadete ne kadar azimle sarılmamız gerektiği gösterilmiştir. Velilerin, yaptıkları hac ve umre ziyaretlerinde ne kadar azimle ibadet ettiklerine şahidiz. Onların ibadet aşkını görünce kendimizden utanıyoruz, çarşı pazarda geçirdiğimiz vakitlerden dolayı üzüntü duyuyoruz. Onlar adeta insanüstü bir kuvvetle ibadete sarılıyorlar.
Günahlardan soyunarak ihrama girmek
İhram, hac ve umre dışında yapılması mubah olan (koku sürünmek, tırnak kesmek, tıraş olmak gibi) bazı şeyleri kendisine haram kılmaktır. Bu da niyet etmek ve telbiye ile gerçekleşir. Bu ihramla hac veya umre başlamış olur.
İhrama girmek için elbiselerimizi çıkarırken: “Ya Rabbi! Ben üzerimdeki elbiseleri çıkarabiliyorum ama günah kirlerimi çıkaramıyorum. Onları da sen rahmetinle üzerimden at ya Rabbi” diye kalbinden geçirir
Gusül alırken de: “Ya Rabbi! ben dışımı yıkayabiliyorum içimi de sen yıka” diye tövbe eder.
Allah Resûlü (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Kul, abdest alırken ağzını çalkalayınca ağzından günahlar dökülür. Burnunu yıkayınca burnundan günahlar dökülür. Yüzünü yıkayınca yüzünden günahlar dökülür hatta iki gözü pınarlarındaki günahlar bile dökülür. İki elini yıkayınca elinden günahlar dökülür hatta iki elinin tırnaklarının altındaki günahlar bile dökülür. Başını meshedince başındaki günahlar dökülür hatta iki kulağındaki günahlar bile dökülür. İki ayağını yıkayınca günahlar ayaklarından dökülür hatta ayak tırnaklarının altındaki günahlar bile dökülür” (Ahmed, Nesei, İbn Mace, Hakim)
İhram elbisesine bürünürken: “Ya Rabbi! Ben edep yerlerimi kapatıyorum ama günah ayıplarımı kapatamam. Onları da sen rahmetinle kapat ya Rabbi” der.
Kefene sarılan bir ölü gibi. Ölü bir şey yapamadığı gibi ihramlı da bir kılını dahi koparamaz.
Ameliyathaneye alınan hasta artık evinden ve yakınlarından uzak tutulur. Ona ameliyat hazırlığı yapılır ve ameliyat elbiseleri giydirilir. İhram bu manada manevi ameliyat için giydiğimiz ameliyat elbisemizdir.
Uzak beldelerden ihrama girmenin fazileti
Ümmü Seleme (r.a) anlatıyor: "Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki:
"Kim, hacc veya umre için Mescid-i Aksa'dan Mescid-i Haram'a (kadar) ihrâma girerse, geçmiş ve gelecek bütün günahları affedilir veya cennet kendisine vâcib olur." (Ebu Dâvud, İbnu Mâce)
Resulullah (s.a.v), Kâbe’ye gitmeye niyet edip evinden çıkan bir kimse hakkında şöyle buyurmuştur:
“Bineğinin atmış olduğu her adım için ona bir iyilik verilir ve bir günahı da silinir.” (Heysemî,
Vurgulanacak noktalar:
Bu hadiste ihrâma girme mahalli ne kadar uzak olursa o kadar sevap olacağına işaret edilmektedir. Zîra, umre veya hacc için, Kudüs'te ihrâma girilmesi halinde geçmiş ve gelecek günahların affedileceği ifade edilmiştir.
Hattabî der ki: "Hadiste, mîkat mahallinden önce, çok uzaklarda ihrama girmeye teşvik vardır. Nitekim birçok sahâbe de böyle yapmıştır.”
Türkiye’den Cidde’ye gelen ziyaretçiler daha havaalanında ihrama girdiklerinden bu müjdeye nail olurlar.
Hz. Câbir b. Abdullah (r.a) anlatıyor: "Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki:
"Allah rızası için gününü, akşama kadar telbiye çekerek geçiren hiçbir ihramlı yoktur ki günahları güneşle beraber batmasın ve annesinin kendisini doğurduğu (günahsız) şekle dönmesin." (K.Sitte)
Gavsı Sani k.s şöyle demiştir:
“Gideceğiniz beldeler dünyanın en kutsal yerleridir. Vatinizi boşa harcamayın. Varsa kaza namazlarınızı kılın. Kur’an-ı Kerim’i çok okuyun. Bol bol salavatı şerife getirin, dua edin. Virtlerinizi çekmeyi ihmal etmeyin. Alış verişle (fazla) meşgul olmayın.”
Ramazanda umrenin fazileti
İbnu Abbâs (r.a) anlatıyor: "Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki:
“…Ramazan'daki bir umre hacca muâdil olur." (Buhârî, Müslim)
Ebu Bekr b. Abdurrahmân anlatıyor: "Bir kadın Resûlullah’a (s.a.v) gelerek:
"Ben haccetmek için hazırlık yapmıştım. Bana (bir mâni) ârız oldu ne yapayım?"
"Ramazan'da umre yap, zira o ayda umre tıpkı hacc gibidir" buyurdu." (Muvatta, Ebu Dâvud, Tirmizî)
Vurgulanacak noktalar:
Ramazan'da yapılacak umre sevab itibariyle hacca denk olur. Ancak farz olan haccın borçtan düşmesi hususunda umre, haccın yerine geçmez, bu husus icmâ (bütün alimlerin görüşü) ile sabittir.
Tirmizî'nin bir kaydına göre, hadiste umre ile hacc arasında kurulmuş olan irtibatı, İhlâs sûresinin Kur'ân-ı Kerim'in üçte birine denk olduğunu beyan eden hadisteki İhlâsla, Kur'ân arasındaki irtibata benzetmiştir.
Âlimler: "Hayırlı ameller, onun işlendiği vakitlere göre birbirlerinden üstün olur, bazı vakitlerde yapılan, diğer vakitlerde yapılana nazaran daha faziletlidir. Ramazan ayı, hayırlı amellerin katlanması açısından diğerlerinden üstündür, bu onun faziletinin büyüklüğüne delildir.
Telbiyeyi yüksek sesle söylemek
Ebu Bekri's-Sıddîk (r.a) anlatıyor: "Resûlullah’a (s.a.v): "Hangi hacc daha faziletlidir?" diye sorulmuştu.
"Yüksek sesle telbiye getirilip, kurban kesilerek yapılan hacc!" diye cevap verdi." (Tirmizî)
Vurgulanacak noktalar:
Telbiyelerin imkân nisbetinde çokluğu, hacc esnasında vaktin boş geçmediğine, en sevaplı zikirle doldurulduğuna delildir. Telbiyenin azlığı ise, zikrin azlığına, mâlayânî ve günahın çokluğuna böylelikle de haccın heder edilmesine sebep olur.
Hac her sene mi farz?
Ebu Hüreyre hazretleri (r.a) anlatıyor: "Bir gün Resûlullah (s.a.v) bize şöyle hitab etti:
"Ey insanlar, size hacc farz kılınmıştır. Şu halde haccı edâ edin!"
Cemaatte bulunan bir adam:
"Her sene mi, Ey Allah'ın Resûlü?" diye sordu. Resûlullah (s.a.v) cevap vermedi. Adam sorusunu üç kere tekrar etti. Bunun üzerine:
"Ben sizi bıraktıkça siz de beni bırakın. (Madem ki sükût ettim, niye sormada ısrar ediyorsunuz?) Şayet "Evet!" deseydim, her yıl haccetmek vacib olurdu ve buna güç yetiremezdiniz. Şunu bilin ki, sizden öncekileri helak eden şey, çok sual sormaları ve peygamberleri hakkında ihtilâflarıdır. Size bir iş emrettiğim zaman, bunu gücünüz yettiğince îfa edin, bir yasaklamada bulunduğum vakit de ondan kaçının (bu emir ve yasakla ilgili olarak aklınıza gelen her şeyi sormaya kalkmayın!)" (Buhârî, Müslim)
Hac yapmayanı Efendimiz (s.a.v) kınamıştır
Hz. Ali (r.a) anlatıyor: "Resûlullah (s.a.v) efendimiz şöyle buyurdular:
"Kim kendisini Beytullah'a ulaştıracak kadar azık ve bineğe sahip olduğu halde hac etmemişse onun Yahudi veya Hıristiyan olarak ölmesi arasında fark yoktur. Zîra, Cenab-ı Hakk şöyle buyurmuştur: "Oraya yol bulabilen insana, Allah için Kâbe'yi haccetmesi gerekir" (Âl-i İmrân 97). [Tirmizî]
Vurgulanacak noktalar:
Hadiste, hac yapmaya yetecek maddî imkânı olup da hacca gitmeyenler çok ağır bir üslubla kınanmıştır.
Âlimler, bu ifadenin korkutma olduğunu söylemişlerdir.
Haccı terk edenlerin Ehl-i Kitab'a benzetilmeleri, onların da kitaplarıyla amel etmemelerinden ileri gelir.
Onlar Allahın (c.c) elçileridir
Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurur:
“Hacılar ve umre yapanlar, Allah'ın ziyaretçileri ve ona gelen elçileridir. O'ndan istediklerinde onlara verir, istiğfar ettiklerinde onları affeder, O'na dua ettiklerinde duâlarına karşılık verir. Birisi için şefaat ettiklerinde şefaatleri kabul edilir.” (İbnu Mace; İbnu Hıbban; Beyhaki)
İbnu Ömer (r.a) anlatıyor:: "Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki.
"Allah yolunda cihad eden, hacceden ve umre yapan Allah'ın elçisidir. Çünkü Allah bunların yapılmasına kulları davet etti, onlar da icabet ettiler. Buna mukabil onlar da O'ndan (dilediklerini istediler), Allah da onlara istediklerini verdi." (K.Sitte)
Hac ve umreyi güzelce tamamlamak
Yüce Allah şöyle buyuru:
وَأَتِمُّواْ الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّهِ
“Allah için haccı ve umreyi tam olarak yapın.” (Bakara 196)
Madem ki başladık inşallah güzelce tamamlayacağız.
Demelidir ki: “Şartını, sünnetini, edebini güzelce koruyarak bu manevi ticaretten en fazla nasıl karlı dönerim”
Umre yapanın duası:
Hac veya umreye giden kişilerden dua almak ve dualarına kendisini de ortak etmesi için ricada bulunmak sünnettir. Nitekim umre yapmak için izin isteyen Hz. Ömer’e (r.a), Resul-i Ekrem (s.a.v):
“Kardeşçik! Duanda bana da yer ayırır mısın?” “Kardeşciğim! Bizi de duadan unutma” buyurmuştur. (Ahmed; İbnu Mace; Ebu Davud; Tirmizi)
Hz. Ömer der ki:
“Bu öyle bir dua isteğiydi ki, karşılığında bana dünyalar verilseydi hiç bu kadar sevinmezdim.” (Ebu Davud, Tirmizi)
Her an niyetimizi kontrol etmek
Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, adı hac, umre, cihad ve hizmet olan her yolculuktan hayır gelmesi için şu şartların bulunması gerektiğini beyan buyuruyor:
1-Allah rızası için yola çıkmak.
2-Başındaki imama ve başkana itaat etmek.
3-Sevdiği malından Allah rızası için kardeşlerine ikram etmek.
4-Yol arkadaşlarıyla iyi geçinmek, onlara yumuşak davranmak.
5-Fitne ve fesattan kaçınmak.
Kim böyle yaparsa onun, bütün uykusu ve uyanıklığı kendisine sevap getirir. Kim de övünmek, kendini sevdirmek ve gösteriş için yolculuk yapar, başındaki imamın sözünü dinlemez, insanların arasını açar ve yeryüzünde fesat yayarsa onun elde edeceği hiçbir hayır yoktur.” (Ebu Davud; Nesaî)
Hac ve Umreden maksat yer görmek, seyahat etmek, hava değişikliği değil; vahyin, Kur’an’ın indiği toprakları, Allah Resulünün sevinciyle, hüznüyle, hayatına şahit olan bu yerleri görüp ibret almak, bir nevi mahşer hayatını yaşamak, tevbe etmek, kalbi temizlemek, Allah için fedakar ve cefakar olabilmektir.
Manevi tezyin (süslenme) tahliyeden sonra olur
Manevi nimetlerle süslenmek, bezenmek iç ve dış temizliğinden sonra gelir.
Kalbini günah kirlerinden, masivadan ne kadar temizlerse oraya o kadar ilahi hediyeler yağar.
Hac, umre, hizmet, anne, baba veya velilerin ziyareti gibi Allah rızası için yapılan yolculuktaki edepler gidilecek yerde değil, evde başlar, yolda devam eder, gidilen yerde uygulanır.
İnsan edebi korudukça nefsi uslanır, kalbi tatlanır. Devam ettikçe anlayışı incelir, edebi güzelleşir, davranışları değişir.
Umreyi ne kadar dikkatli yaparsak nasibimiz o kadar çok olur. Röntgen çeken ya da bilgisayarda göz muayene eden doktorun karşısında nasıl kıpırdamadan, gözümüzü bile kırpmadan dururuz. O, hastasının kıpırdamasına müsaade etmez.
Diş tedavisi olurken hasta koltuğuna oturanın kıpırdamasına müsaade edilmez. Hatta berber bile, başımızı oynatmaya izin vermez. Yoksa o nimetten mahrum kalırız.
Eve dönene kadar sevap kazandıran yolculuk
Hac ve umre, günler boyu süren bir ibadet şeklidir. Namaz, oruç, sadaka… Bütün ibadetler kısa zaman içinde yapılır ancak hac ve umre öyle değildir. Dönene kadar ibadet halindeyiz ve sevap içindeyiz.
Şeytan çok uğraşır:
Hacc ve umre, ziyareti için yapılan yolculuklarda, şeytan ve nefis bu yolun yolcularıyla çok uğraşır. Dikkat edilmez ise, bütün emekler boşa gider.
Gavs-ı Sani (k.s.) şöyle der:
“Burada şeytanın büyükleri vardır. Buradakiler memlekette olsa insanlar birbirini öldürür...”
Memlekete varınca:
Hac ve umre yolculuğu bitince her şey bitmiyor, kulluk devam ediyor. İbadet devam ediyor. Helal haram hükümleri devam ediyor. Bu yolculuk dönüşü insanlar kendini salmamalı, öğrendiği ibadet coşkusunu ve edebi devam ettirmeli.
Efendimiz (s.a.v) hac, umre ve gazâdan dönüp Mediney-i Münevvere’yi gördüklerinde şöyle zikrederdi:
“Biz yoldan dönenleriz, Allah’a tövbe edenleriz, Ona kulluk yapanlarız ve her halde Ona hamd edenleriz.” (Buhari)
Sevilen misafir edilir
Kıyamete kadar Kâbe'yi ziyaret edenler, Hz. İbrahim'in davetine „Lebbeyk Allahümme Lebbeyk“ diye cevap verenlerdir. Bunlar, Allah'ın sevdiği seçilmiş kullardır. O, sevmediği kullarını evinde misafir etmez. Ancak bir hikmet ve imtihan için olursa, o müstesna.
Ruhu'l-Beyan tefsirinde anlatıldığına göre, Ali bin Muvaffak ismindeki alim ve veli zata altmış kere hacca gitmek nasip olmuştu. Bir keresinde Kâbe'de Hicr bölgesinde,
„Defalarca Beytullah'ı ziyaret ettim ama yaptığım haclar kabul oldu mu?“ diye düşünürken, oracıkta uyuya kaldı. Rüyasında bir ses:
„Ey Ali, sen sevdiklerinden başkalarını evine davet eder misin?“ diye seslendi. Sevinçle yerinden kalkan İbn-i Muvaffak, Hacıların Allah'ın seçip davet ettiği sevgili kulları olduğuna kanaat getirerek huzur buldu.
Kendisinde apaçık nişaneler olan emin beldelerdeyiz
Yüce Allah şöyle buyurur:
“Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev, Mekke'deki (Kâbe)dir.
Orada apaçık nişâneler, İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnîdir.” (Al-i İmran 96-97)
Bu beldeler hakkımızda güzel şahitlik etsin. İmam Gazali der ki:
“Yeryüzü mümin ve zahid için şahitlikte bulunarak şöyle diyecektir:
"Bu kişi benim üzerimde namaz kıldı, oruç tuttu, hac yaptı ve cihad etti!" Bu güzel şahitlikten dolayı mümin ve zahid sevinç duyar. Aynı şekilde kafir ve günahkarların aleyhinde şahitlikte bulunur ve şöyle der:
"Bu kişi benim üzerimde şirk koştu, zina yaptı, içki içti, haram yedi...") (Mükaşefet-ül Kulub)
Menkıbe: Sen Haccetmemişsin
Ebu Bekr Şibli'ye bir talebesi vedalaşmak için gelmiş. Şibli ona;
- Nereye gidiyorsun? - Hacc’a.
- Öyle ise iki çuval götür, onlara orada rahmet doldur ve onları bize getir ki, hacc’dan nasibimiz olsun, kalana onu verelim, ziyaret edeni onunla ağırlayalım.
Adam dedi ki: "Huzurundan vedalaşıp çıktım, döndüğüm zaman Şibli bana sordu"
- Haccettin mi?, - Evet
- Haccetmek için ne amel yaptın?
- Guslettim, ihrama girdim, iki rekat namaz kıldım ve telbiye ettim.
- Bununla haccı akdettin mi?, - Evet
- Peki yaratıldığından beri bu akdine muhalif bütün akitleri bozdun mu?
- Hayır - Sen akdetmemişsin
- Sonra elbiseni çıkardın mı? – Evet
- Yaptığın her işten de soyundun mu? – Hayır
- Sen elbiseni çıkarmamışsın. Sonra temizlendin mi? – Evet
- Bu temizlenmenle sende bulunan her illeti giderdin mi? – Hayır
- Sen temizlenmemişsin.
- Hareme girmekle her haramı terk etmeye ahdettin mi? – Hayır
- Sen hareme girmemişsin. Sonra Mekke'yi gördün mü? – Evet…
- Arafat'a çıktın mı? – Evet
- Yaratıldığın ve varacağın yeri bildin mi? – Hayır
- Sen Arafat'a çıkmamışsın. - Şeytana taş attın mı? – Evet
- Sendeki cehaleti attın mı ve bu suretle sende ilim zuhur etti mi? – Hayır
- Sen taş atmamışsın. - Ved'a ettin mi? – Evet
- Nefsinden ve Ruhundan Bil-külliye çıktın mı (heva-i heveslerine de veda ettin mi?) – Hayır
- Sen Ved'a etmemişsin, Hacc da etmemişsin.
Yüce Allah’ın “evim” dediği tek yer
Hac, Müslümanlar arasında içtimâî birliği te'sis ve tecelli ettiren öyle büyük ve öyle şümullü bir İslâm şiârıdır ki, onun enginlik ve vüs'atini, küre-i arz üzerinde bir başka mekân ve bir başka cemaatte bulup göstermek mümkün değildir.
Kâbe, öyle bir ev ki, ona denk, Allah evi denebilecek ikinci bir bina yoktur. Allah Teala oraya “evim” demiştir:
وَطَهِّرْ بَيْتِىَ لِلطَّائِفينَ وَالْقَائِمينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ
“Evimi, tavaf edenler, namaz kılanlar, rükû ve secde edenler için temizle” (Hac 26)
Harem-i Şerifte yapılması tavsiye edilen ameller
· Vaktin çoğunu Mescid-i Haram’da ve Mescid-i Nebevi’de ibadetle geçirmelidir. Vaktini, namaz, oruç, zikir, dua, kur’an, tövbe, umre, tavaf, sadaka ve hizmetle değerlendirmeli. Oteli, vakit geçirmek için değil zaruri ihtiyaçları gidermek için kullanmalı, vakti zayi etmemeli.
· Beş vakit namazı Harem’de kılmalı. Hiçbir şey yapmasa da Kabe’ye bakmalı.
· Bolca umre ve tavaf yapmalı. Bunları ihlaslı ve samimi yapmalı. Sayıyı öne çıkarıp “ben şu kadar umre yaptım” dememeli.
· Tövbe etmeli. Kabe’de bir tövbe yüzbin tövbe eder. Bir hizmet, sadaka yüzbin hizmet ve sadaka eder.
· Bir müslümanın her gün belirli bir düzen içerisinde devam ettiği zikir ve tesbihlere vird denir. Resul-i Ekrem’den (s.a.v) rivayet edilen nice zikir, tesbih ve salat-ü selam vardır. Umre ve hac nasib olan Müslümanlar devamlı olarak çektikleri zikirlerini, tesbihlerini ve salavatlarını burada da itina ile devam etmelidirler.
· Buralarda oruç tutmaya da özen göstermelidir. Buranın bir orucu yüzbin oruç mükâfatındadır. Sünnet olan pazartesi ve Perşembe oruçları tutulabilir.
Hac için acele edin:
İbnu Abbas (r.a) anlatır: "Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki:
"Kim hacc yapmak isterse acele etsin. Çünkü olur ki insan hastalanır (bineği) kaybolur, (gitmeye mani) bir iş zuhûr eder."
Vurgulanacak noktalar:
Efendimiz bu ibadet için acele davranmamız gerektiğini ifade eder. Zira hac, hem mal hem de bedenen yapılan ibadettir. Yorgunluğu fazladır, meşakkati çoktur, zaman alan bir ibadettir.
Hiçbir ibadette bu kadar yorgunluk, meşakkat ve imtihan yoktur. İnsanı namazdan, oruçtan alıkoyacak engeller çok olmaz ancak haccın engeli çok olur. Fırsatını bulan hemen değerlendirmeli, bu farzı yerine getirmeli.
Allah Teala’nın “evim” dediği, sadece bakmanın dahi sevap olduğu bir Kabe’ye gelmek için hangi mümin geri durabilir, ilgisiz kalabilir?!
Kibirli olmamak
Hacda ve dönüşte hiçbir zaman kibirli olmamalı. Kibir Allah korusun insanın bütün amellerini yok edebilir.
Gavs-ı Sani (k.s) şöyle anlatır:
“Adamın biri on iki defa hacca gitmiş. Her gidişinde bir ibrik götürmüş ve o ibriği zemzemle doldurarak evine dönmüş. Evine ziyarete gelenlere zemzem ikram etmesi için hanımına seslenmiş:
-Hanım, yedinci götürdüğüm ibrikten zemzem getir!.
İşte bu adam hac yapmamış ama ibrikleri hacı olmuştur”
MEKKE VE MEDİNEDE ZİYARET EDEPLERİ
Her iki belde de Hz. Resulullah’ın (s.a.v) ve mübarek ashabının hatıralarının olduğu ayet ve hadislerle Allah ve Resul’ü tarafından fazileti defalarca beyan edilen müstesna yerlerdir.
* Buralarda abdestsiz dolaşmamaya azami özen göstermeli
* Devamlı mütevazi, alçak gönüllü ve niyaz halinde olmalı. Bu ziyaretten maksadımız sadece mekan gezip görmek değil, o mekana anlam kazandırmış olan güzellikleri idrak etmek ve Hz. Resulullah (s.a.v) ile ashabının sevgi ve edebini kazanmaktır.
* Açık olanı bağlamalı, bağlı olanı açmalı: Açık olan ağzı kapayıp fazla konuşmamalı, bağlı olan keseyi de açıp cömert olmalı.
* Bağırıp çağırmamalı, hatta yüksek sesle bile konuşmamalı. Buna Ravza’da, Hz. Peygamberin (s.a.v) huzurunda daha da dikkat etmeli. Kuranda yüce Mevla, sesi yükseltmeyi adapsızlık saymıştır (Hucurat 1-3):
يَا اَيُّهَا الَّذينَ اٰمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَیِ اللّٰهِ وَرَسُولِه وَاتَّقُوا اللّٰهَ اِنَّ اللّٰهَ سَميعٌ عَليمٌ
يَا اَيُّهَا الَّذينَ اٰمَنُوا لَا تَرْفَعُوا اَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِىِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ اَنْ تَحْبَطَ اَعْمَالُكُمْ وَاَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَ
اِنَّ الَّذينَ يَغُضُّونَ اَصْوَاتَهُمْ عِنْدَ رَسُولِ اللّٰهِ اُولٰئِكَ الَّذينَ امْتَحَنَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْ لِلتَّقْوٰى لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظيمٌ
“Ey iman edenler! Allah’ın ve Peygamberinin önüne geçmeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir
Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber’e yüksek sesle bağırmayın, yoksa siz farkına varmadan işledikleriniz boşa gider
Allah’ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, Allah’ın, gönüllerini takvâ (Allah’a karşı gelmekten sakınma) konusunda sınadığı kimselerdir. Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır”
* Kabe’de, Ravzada hırçınlık yaparak, ezerek, itip kakarak, insanların önüne geçip ziyaret etmeye yeltenmemeli. Bir sünnet yada mendup işlemek için haram işlememeli.
* Fahr-i Kainat Efendimiz ve ashabı şu an bu yerlerde dolaşıyor olsalar nasıl davranmamız gerekiyorsa öyle davranmalı.
* Hz. peygamberi ziyaret ve adabı
Resûl-i Ekrem Efendimiz hicretten sonra da Medinede vefatına kadar kalmıştır. Kendisi vefat sırasında hanımı Hz. Âişe'nin odasın idi ve vefat ettiği yere defnedildi. Daha sonra Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer'in de defnedildiği bu yer, mescidin genişletilmesi ile halen Mescid-i Nebî'nin içinde bulunmaktadır.
Hz. Resûlullah'ın mübarek bedenini sinesinde saklayan yer, şüphesiz yeryüzünün en şerefli yeridir. Kabr-i saâdeti ziyaret ise, mendup ve müstehap işlerin en üstünü olup Allah'a yaklaşma ve Resûlullah sevgisini gönüllere nakşetmenin en etkili yoludur. Bu sebeple İslâm alimleri hacceden her müslümanın hacdan önce veya sonra Resûlullah'ın (s.a.v) kabrini ziyaret etmesini vâcip derecesinde önemli saymışlar, bir zaruret bulunmadıkça bunun ihmalini büyük bir gaflet ve adapsızlık olarak değerlendirmişlerdir.
Şüphesiz Allah'ın Resulünün yaşadığı mekânları görmek, yürüdüğü yerlerde yürümek, ashabının kabirlerini ziyaret etmek, onlarla ilgili hatıraları yâdetmek, vahyin indiği ve tebliğ edildiği bu kutsal yerlerin havasını solumak, her müslümanın en tatlı özlemidir. İşte bu duygularla kendisini ziyaret edenler için Resûl-i Ekrem "Beni vefatımdan sonra ziyaret edenler, hayatımda ziyaret etmiş gibidir" (Dârekutnî, Beyhaki). "Kabrimi ziyaret edenlere şefaatim sabit bir hak olur" (Dârekutnî, Beyhaki). "Kim beni ziyarete gelirse, kıyamet günü ona şefaatçi olmak benim üzerimde bir hak olur" (Taberânî) buyurmuştur.
1) Hz. peygamberi ziyaret etmeye niyetlenen kimse Medine’ye varınca gusül abdesti alıp, güzelce temizlenip, kokulanıp ondan sonra mescide gitmelidir.
2) Her mümin bu ziyareti ile Allah’ın en sevgili kulunu, yine Allah rızası için ziyaret ettiğini unutmamalıdır. Bu nedenle yolculuk boyunca salatü selam getirilmeli, mescide yaklaştığında salât ve selam daha da artırılmalıdır.
3) Mescidi görünce salatü selamlarla birlikte Allah’a, verdiği bu nimetten dolayı, kendisine bahşedilen bu güzellikten dolayı hamdetmeli, bolca dualar etmelidir. Bir mescide, bir kedine, bir de etrafına bakarak nerede olduğunu idrak etmeli. “Ben neredeyim?” diye kendine sormalıdır.
Orada kaldığı sürece hangi topraklara bastığını ve hangi gök kubbenin altında yaşadığını unutmamalıdır.
4) Mescide girerken sessizce ve sükûnetle, besmele çekerek içinden gelen en güzel dualarla, yakarışlarla Allah’tan af ve mağfiret isteyerek tevazu ile girilmelidir.
5) Mümkünse Babu's-Selam kapısından sağ ayağını atarak edep ve tevazu ile içeri girer. Girerken Kerahat vakti değilse iki rek'at Tahiyyetu'l Mescid namazı kılar. Bu namazı mümkünse Ravza-i Mutahhara’da kılar.
6) Daha sonra edep ve sükunetle Hz. Peygamber'in kabrine yaklaşır. Resûlullah'a hayatta iken nasıl hürmet ve tâzim gerekli ise, vefatından sonra da aynı şekilde gereklidir. Bu sebeple Hz. Peygamber ziyaret edilirken bağırarak selâm verilmez, yanında yüksek sesle dua edilmez, saygısız ve edebe uymayan davranışlarda bulunulmaz.
7) Başı hizasına gelerek yüzünü Hz. Peygamber'e çevirir. Alemlerin sevgilisi Hz. Muhammed'in (s.a.v) huzurunda olduğunu düşünür, kendisini görmekte ve sözlerini işitmekte olduğunun şuur ve idraki içinde:
"Es-Selâmu aleyke yâ Rasûlallah
Es-Selâmu aleyke yâ Habîballah
Es-Selâmu aleyke yâ Nebiyyallah
Es-Selâmu aleyke yâ Hayre Halkillah
Es-Selâmu aleyke yâ Hâteme'n-Nebiyyîn
Es-Selâmu aleyke yâ Seyyide'l-Mürselîn" şeklinde selâm verir, dua eder.
Hz. Peygamber'in huzurunda yapılan duaları Allah'ın geri çevirmeyeceğini düşünerek ihlas ve samimiyetle içinden geldiği gibi dua eder. İsteyen dua kitabında yer alan "Hz. Peygamber’in Kabrini Ziyaret Ederken Okunabilecek Selâm ve Dua" yı okur.
8) Kendisi Hz. Peygamber’e selam verdikten sonra başkaları tarafından Hz. Peygamber’e emanet edilmiş olan selamları: "Ya Rasulellah! Falan, falan.... kimselerin de selamları var. Allah katında senden şefaat diliyorlar. Onlara ve bütün müslümanlara şefaat eyle" diye tebliğ eder.
9) Sonra bir metre kadar sağ tarafa ilerleyip Hz. Ebu Bekir'in başı hizasında durarak:
Es-Selâmu aleyke yâ Ebâ Bekri's-Sıddîk,
Es-Selâmu aleyke yâ Halifete Rasulillah,
Es-Selâmu aleyke yâ Sahibe Rasulillah şeklinde selam verir, dua eder. Daha sonra bir metre kadar daha ilerleyip Hz. Ömer'in başı hizasında durur. Ona da:
"Es-Selâmu aleyke yâ Ömer,
Es-Selâmu aleyke yâ Emire'l-mü'minîn,
Es-Selâmu aleyke yâ Faruk şeklinde selâm verir, dua eder. İsteyen dua kitabındaki selâm ve duaları yapabilir.
10) Bundan sonra mescidde uygun bir yere çekilerek bol bol dua edilir. Medine'de kalınan süre içinde namazların Mescid-i Nebî'de kılınmasına özen gösterilir.
Medine’den ayrılırken Hz. Peygamber (s.a.v) tekrar ziyaret edilerek dua ve salatu selamlarla Medine’ye veda edilir.
|