Turkce English

Hacca ve umreye gidenler rahman olan Allah’ın misafirleridir. Kutlu beldelerin ziyaretçileri, O’nun (c.c) davetlisi ve elçileridir.

Fahr-i Alem efendimiz (s.a.v) şöyle buyurur:

“Hacılar ve umre yapanlar, Allah'ın ziyaretçileri ve O’na gelen elçileridir. O'ndan istediklerinde onlara verir, istiğfar ettiklerinde onları affeder, O'na dua ettiklerinde duâlarına karşılık verir. Birisi için şefaat ettiklerinde şefaatleri kabul edilir.” (İbnu Mace; İbnu Hıbban; Beyhaki)

Kutsal beldelerin halkı değerli, misafiri şerefli, kendi hürmetli, ibadeti de (yani hac) dinin temelidir.

Mekkeye gidenler yüce Allah’ın, Medine’ye gidenler Alemlerin Efendisinin misafirleridir.

O beldelerin halkının üzülmemesi, misafirlerinin hoş görülmesi ve güzel hizmet edilmesi için yola çıkmıştır Semerşah.

“Hizmeti nimet bilerek, Halka hizmet hakka hizmettir” düsturunu benimseyip, kutsal yolculukta en güzel hizmeti sunmak üzere kurulmuştur Semerşah

Yaratılana hürmet ve hizmet ederek, yaradanının rahmet ve bereketini umar Semerşah

Ziyaretçilerin bir hayır duasını alabilmeyi, her türlü ticaretin, karın önünde görür Semerşah

Umreci ve Hacılarını bir müşteri gibi değil, Rahman’ın (c.c) misafiri olarak görür Semerşah

Sadece kendi ziyaretçilerini değil, kutsal beldelere gelen herkesi hizmete ve hürmete layık görür, tevazu ve alçak gönüllüğü şiar edinir Semerşah

Farzına, vacibine, sünnetine, adabına uygun, fetva ile değil takva ile amel etmeyi önemseyen, ziyaretçilerinin en çok sevap kazacağı bir hac ve umre yaptırmayı hedefler Semerşah.

Haydi kalkın, kutsal beldelere gidelim, yüce Allah’ın “gelin” dediği, İbrahim aleyhisselam’ın çağırdığı, Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) davet ettiği yere, kainatın merkezine gidelim,

Alemlere Rahmet efendimizin soluduğu havayı solumaya, bastığı yerlere yüz sürmeye gidelim

İslamın doğduğu belde Mekke’de yeniden doğmaya, Yüce din İslam’ın yayıldığı Medine’de rahmeti bütün bedenimize yaymaya gidelim,

Süslü dünya elbiselerini çıkarıp, hiçlik elbisesi olan ihramları giyerek, bütün hatalarımızı çıkarmaya ve kulluk elbisesini giymeye gidelim,

Yüce Allah’ın övdüğü, “emin” dediği, “sevap kazanma yeri” dediği, bir’e yüzbin kat sevabın verildiği, af ve rahmet umuduyla kulların etrafında pervane gibi döndüğü, Rabbimizin “evim” dediği Ka’be’ye gidelim.

Yüce Mevlamızın, (dininin) nişanelerinden saydığı, Hz. Hacer’in teslimiyetini ortaya koyduğu, bir suya veya nimete kavuşurum diye koşturduğu Safa – Merve’ye gidelim. Hacer annemiz gibi koşturup, yedinci sefer Merve’de nimete kavuştuğu gibi rahmete ulaşmaya gidelim.

Ne için içilirse onun için geçerli olacağı, acıkana azık, susayana derman, dünya ve ahiret rızkı, münafıklıktan beraat olan zemzemi içmeye, kana kana yudumlamaya gidelim.

Fahr-i Alem efendimizin "Vallahi, sen, Allah'ın yarattığı yerlerin en hayırlısı, Allah katında en sevgili olanısın! Bana senden daha sevgili, daha güzel yurt yoktur! Çıkarılmaya zorlanmamış olsaydım, senden asla ayrılmaz, senden başka yerde yurt yuva tutmazdım." (Halebi) dediği en hayırlı beldeye, en güzel yurda Mekkeye gidelim.

Hz. Adem ile hz. Havvanın gözyaşları dökerek tövbe ettiği, müminlerin hatalarından af oldukları Arafat’a, günah zincirlerinden kurtulmaya, nefsimizin esaretine son vermeye gidelim.

Rahmetin oluk oluk yağdığı Efendimize “Ümmetinin hepsinin affedildiği” müjdesinin verildiği, şeytanın “mahvoldum” diyerek çırpındığı, Efendimizin, neşeden gülümsediği Müzdelifeye gidelim. Şeytanı perişan etmeye, ruhumuzu neşelendirmeye, affa nail olmaya gidelim.

Hz. İbrahim’in, Hz. İsmail’in Hz. Hacer’in şeytanı taşa tuttuğu, onu perişan ettiği, kulluğa engel olmasına müsaade etmedikleri, Minaya gidelim. Biz de onlar gibi şeytanımızı taşlamaya, yanlışlarımızı tepelemeye, hata ve günahlarımızı mahvetmeye gidelim. Yüce Allah’a milyonlarca kurban’ın kesildiği, Fahr-ı Alem’in aşk ile ibadet ettiği, peygamberlerin berekete kavuştuğu yerlere gidelim

Hz. Peygamber’in düşmanlarından korunduğu gibi, baş düşmanımız olan nefsin hilelerinden korunmaya gidelim. Düşman, Fahr-i Alem ve sadık arkadaşına ulaşamasınlar diye mağaranın ağzına engel örüldüğü gibi, nefis ve şeytanın bize ulaşmaması için engeller örmeye Sevr’e gidelim. Zikrin kalbi mutmain eden tek ilaç olduğunu, tehlike dibinde bile olsa Allah bizimle beraber olduktan sonra mahzun olmamayı öğrenmeye, zikrullah’a alışmaya Sevr’e gidelim

Efendimize ilk ayetlerin indiği, taşlarının kendisini selamladığı, üzerinde ibadet etmekle huzur ve sükuna kavuştuğu Hiraya gidelim. Ayetlerin dünyaya üzerinden yayıldığı o yerde, kuranı gönlümüze, dilimize ve hayatımıza yaymaya gidelim. Hira dağı vahiyden sonra nur dağı olduğu gibi, nurlanmaya, aklanmaya gidelim.

Büyük bir fethin müjdelendiği, müşrikler tarafından İslam’ın resmi olarak tanındığı, sahabeleri başta üzen olayların perde arkasında nice hayırların göründüğü Hudeybiyeye gidelim. Zorluklara göğüs gererek, neye mal olursa olsun Allah Resulüne itaat ederek, manen büyük bir fethe ulaşmaya gidelim.

Efendimizin umre için ihrama girdiği, ganimetlerin toplanıp dağıtıldığı, nice müşriklerin Efendimizin yüce ahlakına hayran olarak Müslüman oldukları Ci’rane’ye gidelim. Ganimetlerin dağıtıldığı bu yerde manevi ganimetlere ulaşmaya, onun İhrama girdiği, kokulanmak ve yağlanmayı terk ettiği bu yerde günahları terk etmeye gidelim.

Âlemlerin efendisinin dediği; “Emniyet ve huzur duyulan beldeye, kendisi tertemiz ve Ateşin gümüşteki kirleri temizlediği gibi kişiyi temizleyen beldeye” Medineye gidelim. Temizlenmeye, huzur bulmaya, nefis ve şeytandan emin olmaya gidelim. Her şeylerini geride bırakarak sırf Allah ve Resulünün peşinden giden muhacir gibi olmaya Medineye gidelim. Her imkânını seferber ederek, kucak açarak, bağırlarına basarak, dünyada emsali olmayan en büyük kardeşlik örneği gösteren ensar gibi olmaya Medineye gidelim.

Ashabın kendi canlarını hiçe sayarak ölüme meydan okudukları, adeta üzerine etten duvar ördükleri, Fahri Alemin kılına zarar gelmesini, en yakın aile fertlerinin öldürülmesinden daha şiddetli gördükleri Uhuda gidelim. Din için fedakârlık yapmayı, onu (s.a.v) her şeyden üstün görmeyi, bir sünneti yerine getirmenin dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlı olduğunu öğrenmeye gidelim.

Aşk ile insanların, kadını, erkeği, çoluk çocuğuyla sıcağa meydan okurcasına, hasretle, ümit ve korku içerisinde her gün onun gelmesini bekledikleri, görünce ilahiler okuyup sevinç gözyaşları döktükleri Kubaya gidelim. Alemlerin Efendisi ve arkadaşlarının Mekke’de 13 yıl çektikleri sıkıntılar bu yerde sona erdiği gibi, biz de günah, hata ve isyan sıkıntılarımızı burada sonlandırmaya, onlardan kurtulmaya gidelim.

Hz. Cebrail’in defalarca gelip vahiy getirdiği, rahmet deryasının taştığı, inanların ibadetin tadına doyamadığı, binlerce km yol gelip, iki rekat namaz kılabilmek için sıra bekleyen âşıkların olduğu, Efendimizin "Evimle minberim arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir" buyurduğu cennet bahçesine, Ravza’ya gidelim. Hayatımızı cennet’e çevirmeye, kara bulutları dağıtıp, yaratılış gayemizi hatırlamaya gidelim.

Biraz mola verelim, bir müddet bırakalım şu koca dünyanın koşturmasını bir kenara da, gidelim Beytine, pervane gibi dönelim etrafında: “Ne olur Rabbim, beni de affet!” deyip gözyaşı dökelim, varalım Ravzasına yüzler sürelim

Bütün bu güzellikleri, manevi atmosferi, Semerşah ayrıcalığı ile hissedeceksiniz.

Manevi beldeler anlatılmazsa bilinmez. Gösterilmezse yaşanmaz. Semerşah’ın ayrıcalığı, kutsal beldelerin her adımındaki manevi atmosferi anlatmak ve yaşatmaktır.

Bu doğrultuda başta rehber hocalarımız ve teknik personel adım adım size Mekke ve Medine’nin manevi havasını doya doya hissettirecektir.

Rehber hocalar eşliğinde vaktinizin çoğunun ibadet ve aşk ile geçtiğini göreceksiniz Semerşah’la.

Hudeybiye ve Cirane umreleri yaparak Âlemlerin efendisini umre ihramına girdiği yerden ihrama niyet edecek ve umre yapacaksınız Semerşah’la.

Bir çok ziyaretçinin defalarca gelmesine rağmen görmediği yerleri, hudeybiye ve ciranenin manevi lezzetini ilk seferde gitmiş olmasına rağmen hissedeceksiniz Semerşah’la.

Manen dolu dolu bir ziyaret sizi bekliyor Semerşah’la.

Hacca ve umreye gidenler rahman olan Allah’ın misafirleridir. Kutlu beldelerin ziyaretçileri, O’nun (c.c) davetlisi ve elçileridir.

Fahr-i Alem efendimiz (s.a.v) şöyle buyurur:

“Hacılar ve umre yapanlar, Allah'ın ziyaretçileri ve O’na gelen elçileridir. O'ndan istediklerinde onlara verir, istiğfar ettiklerinde onları affeder, O'na dua ettiklerinde duâlarına karşılık verir. Birisi için şefaat ettiklerinde şefaatleri kabul edilir.” (İbnu Mace; İbnu Hıbban; Beyhaki)

Kutsal beldelerin halkı değerli, misafiri şerefli, kendi hürmetli, ibadeti de (yani hac) dinin temelidir.

Mekkeye gidenler yüce Allah’ın, Medine’ye gidenler Alemlerin Efendisinin misafirleridir.

O beldelerin halkının üzülmemesi, misafirlerinin hoş görülmesi ve güzel hizmet edilmesi için yola çıkmıştır Semerşah.

“Hizmeti nimet bilerek, Halka hizmet hakka hizmettir” düsturunu benimseyip, kutsal yolculukta en güzel hizmeti sunmak üzere kurulmuştur Semerşah

Yaratılana hürmet ve hizmet ederek, yaradanının rahmet ve bereketini umar Semerşah

Ziyaretçilerin bir hayır duasını alabilmeyi, her türlü ticaretin, karın önünde görür Semerşah

Umreci ve Hacılarını bir müşteri gibi değil, Rahman’ın (c.c) misafiri olarak görür Semerşah

Sadece kendi ziyaretçilerini değil, kutsal beldelere gelen herkesi hizmete ve hürmete layık görür, tevazu ve alçak gönüllüğü şiar edinir Semerşah

Farzına, vacibine, sünnetine, adabına uygun, fetva ile değil takva ile amel etmeyi önemseyen, ziyaretçilerinin en çok sevap kazacağı bir hac ve umre yaptırmayı hedefler Semerşah.

Haydi kalkın, kutsal beldelere gidelim, yüce Allah’ın “gelin” dediği, İbrahim aleyhisselam’ın çağırdığı, Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) davet ettiği yere, kainatın merkezine gidelim,

Alemlere Rahmet efendimizin soluduğu havayı solumaya, bastığı yerlere yüz sürmeye gidelim

İslamın doğduğu belde Mekke’de yeniden doğmaya, Yüce din İslam’ın yayıldığı Medine’de rahmeti bütün bedenimize yaymaya gidelim,

Süslü dünya elbiselerini çıkarıp, hiçlik elbisesi olan ihramları giyerek, bütün hatalarımızı çıkarmaya ve kulluk elbisesini giymeye gidelim,

Yüce Allah’ın övdüğü, “emin” dediği, “sevap kazanma yeri” dediği, bir’e yüzbin kat sevabın verildiği, af ve rahmet umuduyla kulların etrafında pervane gibi döndüğü, Rabbimizin “evim” dediği Ka’be’ye gidelim.

Yüce Mevlamızın, (dininin) nişanelerinden saydığı, Hz. Hacer’in teslimiyetini ortaya koyduğu, bir suya veya nimete kavuşurum diye koşturduğu Safa – Merve’ye gidelim. Hacer annemiz gibi koşturup, yedinci sefer Merve’de nimete kavuştuğu gibi rahmete ulaşmaya gidelim.

Ne için içilirse onun için geçerli olacağı, acıkana azık, susayana derman, dünya ve ahiret rızkı, münafıklıktan beraat olan zemzemi içmeye, kana kana yudumlamaya gidelim.

Fahr-i Alem efendimizin "Vallahi, sen, Allah'ın yarattığı yerlerin en hayırlısı, Allah katında en sevgili olanısın! Bana senden daha sevgili, daha güzel yurt yoktur! Çıkarılmaya zorlanmamış olsaydım, senden asla ayrılmaz, senden başka yerde yurt yuva tutmazdım." (Halebi) dediği en hayırlı beldeye, en güzel yurda Mekkeye gidelim.

Hz. Adem ile hz. Havvanın gözyaşları dökerek tövbe ettiği, müminlerin hatalarından af oldukları Arafat’a, günah zincirlerinden kurtulmaya, nefsimizin esaretine son vermeye gidelim.

Rahmetin oluk oluk yağdığı Efendimize “Ümmetinin hepsinin affedildiği” müjdesinin verildiği, şeytanın “mahvoldum” diyerek çırpındığı, Efendimizin, neşeden gülümsediği Müzdelifeye gidelim. Şeytanı perişan etmeye, ruhumuzu neşelendirmeye, affa nail olmaya gidelim.

Hz. İbrahim’in, Hz. İsmail’in Hz. Hacer’in şeytanı taşa tuttuğu, onu perişan ettiği, kulluğa engel olmasına müsaade etmedikleri, Minaya gidelim. Biz de onlar gibi şeytanımızı taşlamaya, yanlışlarımızı tepelemeye, hata ve günahlarımızı mahvetmeye gidelim. Yüce Allah’a milyonlarca kurban’ın kesildiği, Fahr-ı Alem’in aşk ile ibadet ettiği, peygamberlerin berekete kavuştuğu yerlere gidelim

Hz. Peygamber’in düşmanlarından korunduğu gibi, baş düşmanımız olan nefsin hilelerinden korunmaya gidelim. Düşman, Fahr-i Alem ve sadık arkadaşına ulaşamasınlar diye mağaranın ağzına engel örüldüğü gibi, nefis ve şeytanın bize ulaşmaması için engeller örmeye Sevr’e gidelim. Zikrin kalbi mutmain eden tek ilaç olduğunu, tehlike dibinde bile olsa Allah bizimle beraber olduktan sonra mahzun olmamayı öğrenmeye, zikrullah’a alışmaya Sevr’e gidelim

Efendimize ilk ayetlerin indiği, taşlarının kendisini selamladığı, üzerinde ibadet etmekle huzur ve sükuna kavuştuğu Hiraya gidelim. Ayetlerin dünyaya üzerinden yayıldığı o yerde, kuranı gönlümüze, dilimize ve hayatımıza yaymaya gidelim. Hira dağı vahiyden sonra nur dağı olduğu gibi, nurlanmaya, aklanmaya gidelim.

Büyük bir fethin müjdelendiği, müşrikler tarafından İslam’ın resmi olarak tanındığı, sahabeleri başta üzen olayların perde arkasında nice hayırların göründüğü Hudeybiyeye gidelim. Zorluklara göğüs gererek, neye mal olursa olsun Allah Resulüne itaat ederek, manen büyük bir fethe ulaşmaya gidelim.

Efendimizin umre için ihrama girdiği, ganimetlerin toplanıp dağıtıldığı, nice müşriklerin Efendimizin yüce ahlakına hayran olarak Müslüman oldukları Ci’rane’ye gidelim. Ganimetlerin dağıtıldığı bu yerde manevi ganimetlere ulaşmaya, onun İhrama girdiği, kokulanmak ve yağlanmayı terk ettiği bu yerde günahları terk etmeye gidelim.

Âlemlerin efendisinin dediği; “Emniyet ve huzur duyulan beldeye, kendisi tertemiz ve Ateşin gümüşteki kirleri temizlediği gibi kişiyi temizleyen beldeye” Medineye gidelim. Temizlenmeye, huzur bulmaya, nefis ve şeytandan emin olmaya gidelim. Her şeylerini geride bırakarak sırf Allah ve Resulünün peşinden giden muhacir gibi olmaya Medineye gidelim. Her imkânını seferber ederek, kucak açarak, bağırlarına basarak, dünyada emsali olmayan en büyük kardeşlik örneği gösteren ensar gibi olmaya Medineye gidelim.

Ashabın kendi canlarını hiçe sayarak ölüme meydan okudukları, adeta üzerine etten duvar ördükleri, Fahri Alemin kılına zarar gelmesini, en yakın aile fertlerinin öldürülmesinden daha şiddetli gördükleri Uhuda gidelim. Din için fedakârlık yapmayı, onu (s.a.v) her şeyden üstün görmeyi, bir sünneti yerine getirmenin dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlı olduğunu öğrenmeye gidelim.

Aşk ile insanların, kadını, erkeği, çoluk çocuğuyla sıcağa meydan okurcasına, hasretle, ümit ve korku içerisinde her gün onun gelmesini bekledikleri, görünce ilahiler okuyup sevinç gözyaşları döktükleri Kubaya gidelim. Alemlerin Efendisi ve arkadaşlarının Mekke’de 13 yıl çektikleri sıkıntılar bu yerde sona erdiği gibi, biz de günah, hata ve isyan sıkıntılarımızı burada sonlandırmaya, onlardan kurtulmaya gidelim.

Hz. Cebrail’in defalarca gelip vahiy getirdiği, rahmet deryasının taştığı, inanların ibadetin tadına doyamadığı, binlerce km yol gelip, iki rekat namaz kılabilmek için sıra bekleyen âşıkların olduğu, Efendimizin "Evimle minberim arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir" buyurduğu cennet bahçesine, Ravza’ya gidelim. Hayatımızı cennet’e çevirmeye, kara bulutları dağıtıp, yaratılış gayemizi hatırlamaya gidelim.

Biraz mola verelim, bir müddet bırakalım şu koca dünyanın koşturmasını bir kenara da, gidelim Beytine, pervane gibi dönelim etrafında: “Ne olur Rabbim, beni de affet!” deyip gözyaşı dökelim, varalım Ravzasına yüzler sürelim

Bütün bu güzellikleri, manevi atmosferi, Semerşah ayrıcalığı ile hissedeceksiniz.

Manevi beldeler anlatılmazsa bilinmez. Gösterilmezse yaşanmaz. Semerşah’ın ayrıcalığı, kutsal beldelerin her adımındaki manevi atmosferi anlatmak ve yaşatmaktır.

Bu doğrultuda başta rehber hocalarımız ve teknik personel adım adım size Mekke ve Medine’nin manevi havasını doya doya hissettirecektir.

Rehber hocalar eşliğinde vaktinizin çoğunun ibadet ve aşk ile geçtiğini göreceksiniz Semerşah’la.

Hudeybiye ve Cirane umreleri yaparak Âlemlerin efendisini umre ihramına girdiği yerden ihrama niyet edecek ve umre yapacaksınız Semerşah’la.

Bir çok ziyaretçinin defalarca gelmesine rağmen görmediği yerleri, hudeybiye ve ciranenin manevi lezzetini ilk seferde gitmiş olmasına rağmen hissedeceksiniz Semerşah’la.

Manen dolu dolu bir ziyaret sizi bekliyor Semerşah’la.

Kayıt | Giriş
Tüm Hakları Saklıdır. Semersah 2010  Kullanım Şartları Gizlilik